5 Ekim 2015 Pazartesi

Eylül Ayı Enflasyon Verilerine İlişkin Değerlendirmemiz


n Eylül ayında TÜFE %0.89 artış ile %0.72 artış yönündeki konsensüs beklentinin ve %0.70 düzeyindeki artış beklentimizin üzerinde gerçekleşti. Geçen yıl Eylül’de %0.14 artış olurken, 2003 yılı bazlı endeksin Eylül ayları tarihsel ortalaması ise %0.80 artışa işaret ediyordu. Enflasyonun geçen yıla göre yüksek gelmesinde ise, özellikle işlenmemiş gıda fiyatlarındaki yükseliş etkili olurken, kurlara hassas olan gruplardaki (beyaz ve kahverengi eşya) artışlar ve otomobil fiyatlarında yapılan yukarı yönlü ayarlama görünümü kötüleştirdi. Böylece, yıllık TÜFE de önceki ayki %7.14 seviyesinden %7.95’e yükselmiş oldu. TCMB, PPK özetlerinde, Eylül ayına ilişkin öncü göstergelerin, taze meyve ve sebze fiyatları kaynaklı olarak işlenmemiş gıda yıllık enflasyonunun yükselebileceğine işaret etmekte olduğunu vurgulamıştı.

n İşlenmemiş gıda fiyatları yıllık bazda yükselişini sürdürürken, işlenmiş gıda fiyatları ise ılımlı gerilemesini sürdürdü. Hesaplamalarımıza göre geçen yıl Eylül ayında işlenmemiş gıda fiyatları aylık %0.20 gerilerken bu yıl ise %1.90 artış gösterdi. Dolayısı ile, yıllık bazda işlenmemiş gıda yıllık enflasyonu 2.1 puan artışla %12.90 seviyesine yükselmiş olurken, işlenmiş gıda fiyatları yıllık artışı ise %8.64’e inerek gerileme eğilimini sürdürdü. Böylece, gıda fiyatlarının yıllık artış hızı %10.7 seviyesine yükselirken, son Enflasyon Raporu’nda aşağı yönlü güncellenen gıda fiyatı varsayımının (%8.0) üzerindeki seyrini korudu. Endeks tarihindeki ortalama yıllık artışı %9.2 olan gıda fiyatlarının 2015 yılındaki seyri, Temmuz ayı Enflasyon Raporu’nda açıklanan TCMB enflasyon yılsonu tahmini (%6.9) açısından kritik önem taşımaya devam edecektir.  

n Ekim ayında çok belirgin olmamakla birlikte yıl sonuna kadar baz etkisi yıllık TÜFE’nin aleyhinde seyrederken, TL’deki ilave değer kaybı da yukarı yönlü baskıyı artıracaktır. Eylül ayında önceki aya göre 0.81 puan artışla %7.95’e çıkan yıllık TÜFE, son Enflasyon Raporu’nda yer alan yılsonu TCMB yeni tahmininin (%6.9) belirgin üzerine çıkarken, enflasyon hedefi (%5) etrafındaki belirsizlik aralığının (+/-2 puan) da dışında kalmayı sürdürdü. Önümüzdeki dönem seyri açısından ise, uzun süredir TL’de gözlenen istikrarsız görünümle birlikte Ocak ortasından beri kur sepeti bazında %28 civarı değer kaybı olması, döviz kurunun bu yıl da tüketici fiyatlarına olumsuz etkide bulunmasına yol açmaktadır. Ancak, petrol fiyatlarının son Enflasyon Raporu (2015: $59) varsayımlarının belirgin altında seyretmesi bu kanaldan gelecek risklerin aşağı yönlü olduğunu göstermektedir. Buna karşılık, işlenmemiş gıda fiyatları son üç aydır yönünü yukarı çevirmiş görünse de, ilerleyen dönemde uzun dönem ortalamalarına doğru bir yakınsama olması durumunda, endeksteki ağırlığı (%24.3) nedeniyle olumsuz etkiyi sınırlayabilir. Dolayısı ile, manşet enflasyonun, yıl sonuna kadar olan dönemde baz etkilerinin aleyhe dönmesi nedeni ile, 2014 yılı gerçekleşmelerinin uzun dönem ortalamalarının çok altında olduğu Kasım-Aralık aylarında yükseliş eğilimini hızlandırarak yılı daha yüksek bir seviyede kapatacağını düşünmekteyiz. Dolayısı ile, yılsonu TÜFE tahminimizi %8.0’den %8.5’e revize ettik.

n Temel eğilim açısından izlenen göstergelerden; çekirdek enflasyon (I endeksi) yıllık bazda 0.57 puanlık artışla %8.23’e çıkarken, hizmet fiyatlarının yıllık artışında çok sınırlı bir gerileme olduğunu hesaplamaktayız. I endeksi açısından önceki yıl gerçekleşmelerinin uzun dönem ortalamalarının altında olduğu Ekim-Aralık dönemine girmemiz ve TL’deki ilave değer kaybı nedenleriyle yükseliş eğiliminin devam etmesini bekliyoruz. Öte yandan, hizmet enflasyonu ise hesaplamalarımıza göre Eylül ayında yıllık bazda 0.20 puan azalışla %8.45 seviyesine inmiş bulunmakta. Ayrıca, daha önce vurguladığımız gibi, asgari ücrette gerçekleşen %12.3 oranında ve son olarak kamu çalışanlarına sağlanan enflasyon hedefinin çok üzerindeki artışların özellikle bu fiyat grubunda riskleri yukarı yönde tuttuğunu düşünmeye devam ediyoruz.

n FED kararlarına endekslenen sadeleşmenin gelecek yıla kalması ihtimali artmış durumda, bunu TL açısından olumlu bir gelişme sayamıyoruz. Son PPK’da TCMB, yurtiçi ve küresel piyasalardaki belirsizliklerin enflasyon beklentileri üzerindeki etkileri ile enerji ve gıda fiyatlarındaki oynaklıkları dikkate alarak, gerekli görülen süre boyunca likidite politikasındaki sıkı duruşun korunmasına karar verdiğini bildirmiştir. Eylül ayı toplantısında FED’in faiz artışlarını başlatmaması, kendi normalleşme adımlarını FOMC kararlarına endeksleyen TCMB’nin sadece likidite politikasının çerçevesinin sadeleştirilmesi ve sıkı likidite duruşunun korunması ile yola devam etmesini getirmişe benzemektedir. Bu bağlamda, son ABD tarım-dışı istihdam verileri sonrası FED beklentilerinin Aralık sonrasına ötelenmesi, para politikası çerçevesinde sadeleştirmenin de 2016 yılına erteleneceği algısını oluşturabilir. Hatırlanacağı gibi, TCMB tarafından açıklanan yol haritasında; küresel para politikalarının normalleşme sürecinde faiz koridorunun kademeli olarak daraltılarak para politikası çerçevesinin sadeleştirilebileceği, ve süreç tamamlandığında ise para politikası duruşunu, yeniden politika faizi niteliğini kazanacak olan bir hafta vadeli repo faizi oranının belirleyeceği belirtilmişti. Daha önce de vurguladığımız gibi, TCMB’nin yukarıda çizdiği yeni çerçeve, kademeli olarak klasik bir para politikası uygulamasına dönüleceğini, mevcut ortalama fonlama maliyetinin biraz üzerinde büyük olasılıkla %9.5 civarında yani daha yüksek bir gösterge faizi (mevcut %7.5’e göre) ve alt bant tarafından daraltılmış daha dar bir faiz koridoru (mevcut koridor %7.25 - %10.75) ile karşılaşacağımıza işaret etmekteydi. Sonuç olarak, ne ölçüde TL’ye destek vereceği bile tartışmalı olan sadeleşme operasyonunun FED kararlarına bağlı olarak daha da gecikmesini, her ne kadar küresel risk iştahında bir toparlanma gözlenebilecekse de, olumlu bir gelişme olarak görmemekteyiz

30 Eylül 2015 Çarşamba

Ağustos Ayı Diş Ticaret Verilerine İlişkin Değerlendirmemiz

Dış ticaret açığı Ağustos ayında 4,89 milyar dolar ile 4,9 milyar dolar olan beklentimize yakın gerçekleşti. Geçen yılın aynı ayında verilen açık ise 8,1 milyar dolar düzeyindeydi. İhracat, Ağustos ayında yıllık bazda %2.8 azalışla 11,1 milyar dolar olurken, azalış oranındaki gerçekleşmenin TİM öncü verilerine göre düşük olmasında bu yıl altın ihracatının 279mn dolara yükselmesi (geçen yıl 65mn dolar) etkili oldu. İthalat ise %18.2 azalışla 16,0 milyar dolar düzeyinde oluştu. Böylece, beklendiği gibi yıllık dış ticaret açığı sert düşüş göstererek 75,4 milyar dolar ile Ocak 2011’den beri en düşük düzeyine indi. Dış ticaret açığının gelecek ay da daha ılımlı olmak kaydıyla gerileme eğilimini sürdürmesi beklenebilir.

Dış ticaret dengesini enerji grubu çok olumlu etkilemeye devam ederken, altın grubunun etkisi yine olumsuz oldu. Altın ithalatının Ağustos ayında ($539mn) yine yüksek kalması ve ihracatının sınırlı artış göstermesi nedeni ile, altın ticaretinin yıllık dış ticaret açığına getirdiği kötüleşme 115mn dolar olurken, ilk 8 ay sonundaki toplam iyileşme ise 3,7 milyar dolara geriledi. 2012 yılında altın dış ticareti dengesi 5,7 milyar dolar fazla, 2013 yılında 11,8 milyar dolar açık ve geçen yıl ise yine 3,9 milyar dolar açık vermişti. Enerji ithalatı ise düşüş eğilimini korurken, Ocak-Ağustos döneminde enerji ithalatında toplam düşüş ise 10,5 milyar dolar oldu. Böylece son 12 aylık enerji ithalatı da 44,4 milyar dolara gerilemiş oldu.

İthalat alt gruplarından gelen sinyaller üretim, iç talep ve yatırımlar gibi büyüme bileşenleri açısından ise olumlu bir tablo çizmedi. Sermaye malı ithalatı (%10.4), ara malı ithalatı (%22.5) ve tüketim malı ithalatı (%1.8) yıllık bazda daralırken, özellikle yatırım ve tüketim eğiliminde önceki ayların olumlu tablosunu sona erdirdi. Ayrıca, sanayi üretimi açısından öncü olduğunu düşündüğümüz enerji ve altın hariç ara malı ithalatının hem önceki aya göre azaldığını hem de yıllık bazda daralışının güç kazandığını görüyoruz. Bu durum, Ağustos ayı için yıllık %1.0-1.5 artış aralığında olan sanayi üretimi ön tahminimizde risklerin aşağı yönlü olduğunu düşündürdü.  

Dış açık için Eylül sinyalleri karışık; ihracat daralışı tekrar hızlanırken, enerji ithalatı ise düşmeye devam edecektir. İhracatçı birliklerinin öncü verilerinden izlediğimiz kadarıyla, Eylül ayı TİM öncü ihracat (altın hariç) verisi işgünü azlığının da etkisiyle yıllık bazda sert düşüş (%19) görülebileceğini düşündürmektedir. Buna karşılık, altın ticareti kaynaklı lehte bir baz etkisi görünmektedir. Ayrıca, enerji ithalatının olumlu etkisi Eylül’de de gözlenmeye devam edilecektir. Daha net bir görünümü 2 Ekim’de açıklanacak gümrük verilerinden edinmeyi bekliyoruz.   

Dış ticaret verisinden sonra, Ağustos ayında cari denge 0,1 milyar dolar fazla verebilir diye düşünmekteyiz. Geçen yılın aynı ayında cari açık 2,2 milyar dolardı. Bu şekilde gelirse, son 12 aylık cari açık 42,6 milyar dolar düzeyine düşecek. Orta Vadeli Program’da %4.0 büyüme beklentisi ile 46,0 milyar dolar cari açık öngörülmüştü. Düşüş eğiliminin 2015 yılının kalan kısmında da devam edeceğini düşünüyoruz. Bu doğrultuda, yakında aşağı revize edeceğimiz ortalama 60 dolar varil fiyatı varsayımımıza rağmen iç talep ve yatırımlardaki toparlanma nedeniyle, yılsonu cari işlemler açığı tahminimiz olan 36,5 milyar dolar (milli gelire oranla %4.8) üzerinde risklerin dengeli olduğunu düşünüyoruz.  

Cari açığın birincil belirleyicisi olan dış ticaret dengesinde 2015 yılı için bazı risklere rağmen beklentiler olumlu tarafta kalmaya devam ediyor. Son dönemde petrol fiyatlarının 45-50 dolar aralığına doğru geri çekilmesi ile 2015 yılı dış dengesi açısından olumlu etkileri güçlü bir şekilde gözlenmeye devam edilecektir. Buna karşılık, son yıllarda altın ithalat ve ihracatı faktörlerinin artan etkisi ve enerji fiyatlarındaki oynaklıklar nedeniyle manşet dış açık verileri yerine enerji ve altın hariç dış ticaret açığının seyrini takip etmeyi tercih ediyoruz ki, geçen yılın tamamında azalan bu verinin Şubat-Temmuz döneminde gözlenen yükselişten sonra Ağustos’ta tekrar düşüşe geçmesini büyüme açısından olumsuz ancak cari açık açısından olumlu bir gelişme olarak görmekteyiz. Söz konusu göstergede, genel olarak, daralmanın mevcut duruma göre şiddetlenmesini büyüme açısından olumsuz bir gelişme olarak okurken, tekrar yükseliş eğilimine geçmesi de yeniden dengelenme açısından risk olarak izlemekteyiz. Öte yandan, gelişmiş ülkelerin (özellikle AB) büyüme hızlarında görülen yavaşlama ve Rusya pazarında daralmanın devam ediyor olması ise dış dengede daha belirgin iyileşmeyi sınırlandıran faktör olarak etki etmektedir.


15 Eylül 2015 Salı

Temmuz-Ağustos Dönemi Bütçe Verileri Değerlendirmemiz


n Bütçe dengesi, mali tatil döneminde geçen yılın aksine açık verdi. Merkezi Yönetim Bütçesi gerçekleşmeleri mali tatil nedeni ile Temmuz ve Ağustos ayları birlikte açıklandı. Merkezi Yönetim Bütçesi Temmuz’da 5,4 milyar TL açık, Ağustos’ta ise 5,2 milyar TL fazla verirken toplam açık geçen mali tatil döneminin üzerinde gerçekleşti, yine de bütçe dengesi ilk sekiz ay sonunda 0,6 milyar TL düzeyinde fazla verdi. Geçen yıl Ocak-Ağustos döneminde bütçe 2,7 milyar TL açık vermişti. OVP’de 2015 yılı bütçe açığı 21,0 milyar TL (GSYH’ya oranla %1.1) öngörülürken, 2014 yılı sonuçlarına göre (22,6 milyar TL açık - GSYH’ya oranı %1.3) daha iyi bir tablo çizilmişti.

n Faiz-dışı bütçe dengesi ise geçen yılın aynı döneminden daha yüksek fazla verdi. Faiz giderleri hariç bütçe dengesi Temmuz-Ağustos döneminde 8,55 milyar TL fazla verirken, geçen yılın aynı dönemine (7,83 milyar TL fazla) göre olumlu bir gerçekleşmeye işaret etti. Ocak-Ağustos döneminde verilen fazla 39,0 milyar TL ile 30,9 milyar TL’lik geçen yıl performansının çok üzerinde kalmayı sürdürdü. OVP’de bu yıl için 33,0 milyar TL faiz dışı fazla (GSYH’ya oranla %1.7) hedeflenirken, 2014 yılı sonuçlarının (27,2 milyar TL - GSYH’ya oranı %1.5) üzerinde belirlenmişti.

n Mali tatil döneminde bütçe gelirlerindeki artış hızı giderlerdeki artışın altında, ilk sekiz ay sonunda ise üzerinde gerçekleşti. Mali tatil döneminde bütçe gelirleri geçen yılın aynı dönemine göre %14.0 artarak 82,9 milyar lira, bütçe giderleri ise %15.0 oranında artarak 83,0 milyar lira olarak gerçekleşti. Ocak-Ağustos döneminde ise; bütçe gelirleri %13.1 artışla 320,4 milyar TL ve bütçe giderleri ise %11.8 artışla 319,7 milyar TL düzeyinde oluştu. OVP’de bütçe gelirlerinin 2015 yılında %6.2 artışla 452,0 milyar TL’ye, bütçe giderlerinin ise %5.5 artışla 472,9 milyar TL’ye ulaşması öngörülüyor. Milli gelire oranla ise; gelirlerin önceki yıl gerçekleşen %24.1 seviyesinden %23.2’ye gerilemesi, harcamaların ise %25.4’den %24.3’e geri çekilmesi bekleniyor.

n Vergi tahsilatı Ağustos’ta yıllık bazda %13.3 artış gösterirken, iç talebi yansıtan vergilerde artış çok daha yüksek. Yurtiçi ekonomik aktivitedeki gelişmeleri iyi yansıtan vergilerden, dahilde alınan KDV, Ağustos ayında geçen yılın aynı ayına göre %31.0 artarken, ÖTV gelirlerinde ise motorlu taşıtlar ve alkol-tütün kaynaklı %33.4 artış yaşandı. Dolayısı ile, ekonomik aktivite ve özellikle iç talep açısından olumlu bir görünüm sergiledi. Öte yandan, ithalat için öncü gösterge olan “ithalde alınan KDV” ise geçen Ağustos ayına göre %8.5 artış gösterdi. Ancak, söz konusu vergide ABD Doları bazlı yıllık değişim %17.7 ile daralma yönündeydi. Dolayısı ile, bu veri, aylık ithalatta önceki aya göre ve geçen yıla göre sert azalışa işaret ederken, benzer sinyali veren öncü gümrük verileri ile uyumlu görünmektedir.

n Son 12 aylık bütçe açığının GSYH’ya oranı Ağustos ayı sonunda %1.0 seviyesi ve faiz dışı fazla %1.9 seviyesinde yatay seyretti. 2014 yılında bütçe %1.3 açık verirken, faiz dışı fazla %1.5 seviyesinde oluşmuştu. Son 12 aylık bütçe açığının ve faiz dışı fazlanın GSYH’ya oranının ilk aylarda görülen bozulma eğiliminden sonra Nisan ayında TCMB kar transferinin ve Haziran ayında özelleştirme geliri kaydı nedeniyle belirgin iyileşmişti, Ağustos sonunda ise sırası ile %1.0 ve %1.9 seviyesinde oluştuğunu hesaplamaktayız.

n İlk sekiz aylık performans beklediğimizden iyi, ancak OVP hedefinin aşılma riskinin halen devam ettiğini düşünüyoruz. 2015 yılı Merkezi Yönetim Bütçesi için belirlenen büyüklükler, bütçe açığı ve faiz-dışı fazlanın GSYH’ya oranla sırası ile %1.1 ve %1.7 seviyelerinde gerçekleşmesinin öngörüldüğünü yani 2014 yılına göre daha olumlu bir tablonun çizildiğini göstermekteydi ki, daha önce yıl ortasındaki genel seçimler ve 2014 yılının aksine bütçeye bir defaya mahsus yeni gelir olarak kaydedilebilecek yoğunlukta bir özelleştirme işlemi olmaması nedeniyle bu hedefleri iyimser bulduğumuzu vurgulamıştık. Buna karşılık, ilk yarıda özelleştirme geliri kaydının geçen yılın üzerinde gerçekleşmesi ve TCMB’nin Nisan ayı kar transferinde gözlenen yükselişin beklediğimizden daha olumlu bir tablo getirdiğini görmüştük. Buna karşılık, kamu çalışanları toplu sözleşmelerinde ücretlere enflasyon hedefinin üzerinde artış getirilmesi ve Nisan başında hükümetin istihdam ve üretim artışını teşvik amacıyla geniş kapsamlı bazı tedbirler almasının, bu alandaki riskleri canlı tuttuğunu da düşünmekteyiz. Ayrıca, yenilenecek genel seçimler nedeniyle 2016 yılına geçici bütçe ile devam edilecek olması ve son dönemde iç güvenlik riski nedeniyle artış eğiliminde olan askeri harcamalar mali disiplin açısından, diğer riskler olarak izlenmelidir.


Haziran Ayı İşsizlik Verileri Değerlendirmemiz


n TÜİK verilerine göre Haziran ayında işsizlik oranı %9.6’ya yükselirken, tarım-dışı işsizlik oranı da %11.7’ye çıktı. Türkiye genelinde işsiz sayısı 2015 yılı Haziran döneminde geçen yılın aynı dönemine göre 226 bin kişi artarken, işsizlik oranı ise 0.5 puanlık artış ile %9.6 seviyesinde gerçekleşti. Tarım dışı işsizlik oranı da geçen yıla göre 0.6 puanlık artış ile %11.7’de oluştu. Önceki ay ise aynı oranlar sırası ile; %9.3 ve %11.4 düzeyindeydi. İşsizlik oranındaki artışın mevsimsellin gerektirdiği yönde (azalış) gerçekleşmediğini görüyoruz. Öte yandan, özellikle iç talebin seyri açısından önemli bir gösterge olarak izlediğimiz istihdamın yıllık artış hızının %2.5’e ve tarım-dışı istihdamın yıllık artış hızının %3.0’e yükseldiğini görmekteyiz ki, manşet verilere göre bir miktar daha olumlu bir tablo çizmektedir.

n İşsizlik ham verilerini sağlıklı değerlendirmek için dikkate almamız gereken bazı özellikler bulunmaktadır. Mevsim etkilerinden arındırılmamış verilerin tarihsel gelişimine bakıldığında, genellikle işsizlik oranının yılın en düşük noktasını Haziran ayında gördüğü, bu ayı takiben de Şubat ayına kadar yükseliş eğilimine girdiği bilinen bir gelişmedir, yani mevsimsellik söz konusu oranların gelişiminde önemli bir belirleyici olmaktadır. Bu nedenle işsizlik oranındaki yükselişin, mevsim etkilerinden arındırılmış verilerde gözlenip gözlenmediği trend açısından daha önemli bir unsur olmaktadır. Buna karşılık, istihdamın ekonomilerin gerek genişleme gerekse daralma dönemlerinde ancak bu döngü belirli bir olgunluğa ulaştıktan sonra belirgin değişim gösteren bir üretim faktörü olması bu verinin öncü bir gösterge olmaktan çok, ekonomik aktivitedeki değişimlerin hanehalkı üzerindeki etkilerini gecikmeli olarak yansıtan bir veri olduğunu unutmamamızı da gerektiriyor.

n Mevsimsellikten arındırılmış işsizlik oranı %10.4’e çıkarken, tarım-dışı oran da %12.6’ya yükseldi. Mevsimsellikten arındırılmış işsizlik oranı tarihi düşük seviyesini %8,1 ile Haziran 2012’de görmüş ve uzun süre yatay seyrettikten sonra 2013 yılında %9’a yükselmiş, bu döngüde gördüğü en yüksek seviye 2014 yılı Kasım ayında ulaştığı %10.6 olmuştu. Takip eden 5 aylık gerilemeden sonra ise Mayıs’ta tekrar yönünü yukarı çevirmişti. Öte yandan, mevsimsellikten arındırılmış verilerde trend açısından istihdamdaki aylık değişimlerin daha fazla bilgi içerdiğini düşünüyoruz. Bize göre, aynen ABD verilerini piyasaların izlediği gibi, Türkiye’de de mevsimsellikten arındırılmış tarım-dışı istihdam aylık değişimi takip edilmelidir. Bu şekilde bakıldığında, Türkiye ekonomisinde 2012-2013 yıllarında aylık ortalama 70 bin kişilik güçlü sayılamayacak bir tarım-dışı istihdam yaratılmış, benzer şekilde 2014 yılında ortalama aylık artış 78 bin kişiyle önceki iki yıla yakın gerçekleşmişti. Bu yıl ise, tarım-dışı istihdamda, ilk çeyrekte ortalama aylık 50 bin kişilik zayıf artıştan sonra ikinci çeyrekte ortalama aylık 59 bin kişilik artışla sınırlı bir hızlanma gözlenmiştir. Haziran ayı bazında ise önceki ayların aksine bin kişilik istihdam azalışı kaydedilmiştir. Diğer taraftan, mevsimsellikten arındırılmış işgücüne katılım oranı yeni tarihi zirve olan %51.4 seviyesine yükselmiş, bir yandan işsizlik oranındaki düşüşü sınırlayan bir etken olarak çalışırken, bir yandan da iş bulma ümidinin arttığını düşündüren bir gelişme olmuştur. 

n Tarım-dışı istihdam artışında hizmetler sektörü lokomotif olmayı sürdürüyor, diğer sektörlerin katkısı ise ihmal edilebilir boyutta. Tarım dışı sektörlerde istihdam edilenlerin sayısında bir önceki yılın aynı dönemine göre gözlenen 707 bin kişi artışın, 634 bini hizmetler sektörü kaynaklı olurken, sanayi sektöründe 48 bin, inşaat sektöründe ise 26 bin kişilik istihdam artışı gözlenmiştir. Bu görünüm hiç de şaşırtıcı değildir, GSYH verilerine göre hizmetler sektörü 2014’de %4.1 büyüdükten sonra bu yıl ilk yarıda da %4.1 oranında büyüme göstermiştir.

n Önceki ay başlayan işgücü piyasasında bozulma eğilimi bu ay güçlenmiş görünürken, büyümeye ilişkin gelişmelere bakıldığında ise bunun devam etmesi olası görünmektedir. 2014 yılında büyüme %2.9 ile potansiyel büyüme oranının altında kalmış, bu yılın ilk yarısında ise sınırlı bir hızlanma ile %3.1 gibi yetersiz bir büyüme hızıyla devam edilmektedir. Ayrıca, üçüncü çeyreğe ilişkin öncü göstergeler büyüme hızında yeniden yavaşlamaya işaret etmektedir. Bu durum ise istihdamda aşağı yönlü bir seyrin hakim olabileceğini düşündürmektedir.